banner42

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ; TARİHİMİZİN NAMUS DAVASI

23 Şubat 2015 Pazartesi 15:47

Süleyman Şah (1178 – 1227, Fırat), Kaya Alp’in (Kutalmış) oğlu, Ertuğrul Gazi’nin babası, Osman Gazi’nin dedesidir. Oğuzların Kayı boyundandır. Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bilgiler yoktur.

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ; TARİHİMİZİN NAMUS DAVASI

Süleyman Şah (1178 – 1227, Fırat), Kaya Alp’in (Kutalmış) oğlu, Ertuğrul Gazi’nin babası, Osman Gazi’nin dedesidir. Oğuzların Kayı boyundandır. Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bilgiler yoktur.

12. yüzyılın sonlarında doğduğu ve Kayı boyunun reisi olduğu bilinir. Moğol hükümdarı Cengiz Han‘ın Orta Asya’daki istilâsı üzerine, 13. yüzyılda Türkistan’dan batıya doğru göç etmeye karar vermiştir. Türkistan’dan 50.000 kişiyle Kuzey Kafkasya üzerinden Doğu Anadolu‘ya gelerek, 1214’te Erzincan ve Ahlat taraflarına yerleşti. Aynı boya mensup bazı aşiretler de Diyarbakır, Mardin ve Urfa’ya yerleştiler. Dikkat edilmesi gereken bir husus, Süleyman Şah’ın, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah ile karıştırılmaması gerekliliğidir.

VEFATI VE KABRİ

Süleyman Şah, Kayı boyu’ndan birkaç bey ile Caber‘e giderken Fırat Nehri‘nde boğuldu. Ölümünden sonra Caber Kalesi‘nin dibindeki bir kümbete gömüldü. Mezarın bulunduğu bölge, I. Dünya Savaşı sonrasında Suriye, Osmanlı Devleti’nden ayrılınca, Fransız Suriye Mandası sınırları içerisinde kalmıştır.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Fransa ile yaptığı Ankara Antlaşması ve Lozan Antlaşması‘na göre kale ve türbe Türkiye’nin toprağı sayılmıştır. 1938’de türbe yanına jandarma karakolu inşâ edilmiş, türbe ve bulunduğu toprakların korumasını Türk askeri yapmaya başlamıştır.

Suriye hükûmeti, Fırat Nehri üzerinde 1968 tarihinde başlattığı Tabka barajının 1973 yılında tamamlanacağını ve barajın su toplamaya başlamasıyla Caber kalesi ve Süleyman Şah’ın türbesinin tamamen sular altında kalacağını ileri sürerek, Türk hükûmetinden türbenin yerini değiştirmesini ya da türbenin Türkiye’ye naklini talep eden bir nota gönderdi. Türkiye de buna karşılık Suriye’ye bir nota verdi ve Keban barajının kapaklarını kapatarak, Fırat nehri üzerinden Suriye’ye su akışını engelledi. Karşılıklı bu restleşmenin ardından; Türkiye bölgeye Devlet Su İşleri’nde (DSİ) görevli uzmanlar ve mimarlar gönderdi ve türbenin nereye taşınabileceğinin tespit edilmesini istedi. Ankara ve Şam hükûmetleri arasında uzun süren müzakerelerin ardından bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre:

Türbe, müştemilatı ile birlikte Halep–Hasseki yolu üzerinde bulunan Karakozak köyü yakınındaki yeni yerine nakledilecek.

Barajın kenarında, türbenin bu günkü konumuna en yakın yerde mermerden bir kitabe dikilecek.

Türbenin bugünkü yerini tespit etmek maksadıyla, göl üstüne bir şamandıra konacaktı.

1973 yılında türbe ve karakol, Halep şehrine bağlı Karakozak köyündeki 10.096 m²’lik yeni yerine taşındı. Çoğunlukla bilinenin aksine; günümüzde türbe; Caber kalesinde değil Halep’in Karakozak köyü yakınındaki yerdedir. 1995 yılında, Suriye hükûmeti, bu kez de Fırat nehrinin daha üst kotlarında inşasına başladığı Teşrin barajı sebebiyle Karakozak bölgesindeki Süleyman Şah Türbesi’nin bölge dışında başka bir alana ya da Türkiye’ye taşınması hususunu yeniden gündeme getirdi. Bunun üzerine; Türkiye ile Suriye arasında yapılan görüşmeler sonucunda, türbenin mevcut yerinin baraj gölünün olumsuz tesirlerinden korunması için tahkim edilmesine karar verildi. 2001 yılında Fırat nehri üzerindeki Teşrin barajının tamamlanması nedeniyle türbenin taşınması bir kez daha gündeme geldi. Suriye tarafı, bu kez türbenin şimdiki yerinden de kaldırılarak gösterecekleri ve Türk tarafının da kabul edeceği bir yere taşınmasını istedi. Ancak Türk hükümetinin girişimleriyle proje türbenin mevcut yerinin korunması yönünde değiştirildi. 23 Ocak 2003 tarihinde Ankara’da “Süleymanşah Türbesi Tahkimat Projesi’nin Uygulanmasına İlişkin Ana Tutanak” imzalandı. Bu çerçevede 10 dönümlük türbe arazisi sınırları tahkim edilerek, türbe binasının içi ve dışı onarıldı, karakol binası yeniden inşa edildi ve yeniden ziyarete açıldı.

4 OĞLU VARDI

Bu bilginin ardından, yeniden Süleyman Şah’ın vefatı ve sonrasında Osmanlı’nın kuruluşuna vesile olan hadiselerin akışına dönecek olursak: Süleyman Şah’ın vefatının ardından Süleyman Şah’ın idaresi altında birleşmiş olan ailelerin dağılıp, her birinin ayrı bir kaderin peşinden sürüklendiğini görürüz… Dağılan ailenin bir bölümü Suriye’de kalırken, bir diğer kısmı ise Anadolu’ya geçmeyi tercih etti. Süleyman Şah’ın Sungur Tekin, Gündoğdu, Dündar Bey ve Ertuğrul Bey adında dört oğlu vardı. Sungur Tekin ve Gündoğdu, kabileleriyle birlikte eski yurtlarına döndü. Dündar Bey ve Ertuğrul Gazi, 400 çadırlık aile efradıyla beraber yeni bir yurt aramak için Pasin ovası ile Sürmeliçukur yöresine gittiler.

Anadolu’da kendilerine yerleşecekleri yeni bir vatan arayan Dündar Bey ve Ertuğrul Gazi, yolda; muharebe etmekte olan iki orduyla karşılaştılar. Ertuğrul Gazi, bu iki ordudan güçsüz olanın yanında yer almayı tercih ederek; farkında olmadan hem Osmanlı adındaki dev bir imparatorluğa giden yolu açmış hem de bu imparatorluğun farik vasıflarından birini hayata geçirmiş oldu. Sonuçta Ertuğrul Gazi’nin müdahalesi, savaşın neticesini belirledi ve daha kalabalık olan Tatar Moğolları mağlup olurken, Selçuklu Sultanı Alaüddin’in komutasındaki ordu galip geldi. Savaşın ardından Sultan Alaüddin tarafından Ertuğrul Gazi’ye teşekkür mahiyetinde hil’at giydirildi ve kendisine; obasıyla birlikte yerleşmesi için Domaniç yaylası yaylak, Söğüt ovası da kışlak olarak verildi.


Maraş Haber (Marashaber.com.tr)
banner37

Yorum Gönder