banner39

banner36

banner48

banner40

banner42

Endülüslü Musa

Endülüslü Musa

İskender PAPA

i.pala@zaman.com.tr
17 Nisan 2013, 09:58
 Pek az medeniyet, Endülüs’ün ürettiği bilim ve fen kadar yüksek, harmanladığı sanat ve düşünce kadar derin, maruz kaldığı vahşet kadar da acı son ile anılabilir.

Orada dimağları mest ü hayran bırakan zarif anlayışlar kalpleri melul u mahzun eden acılarla sona erdirilmiş, insanlık adeta bilgi ve zarafetten intikam alan kaba siyasete kurban edilmiştir. Endülüs deyince nedense gözümün önüne zevk-i selim adlı nazeninin narin boynunu paslı ve kör bir balta ile kesmeye çalışan vahşi ortaçağ adamları gelir ve onların karşısında İbn Meymun’u hatırlarım mesela. Fransızlar ona Maïmonide diyorlar, İngiliz ve Almanlar ise Maimonides. Yahudi literatüründe adı Rabbi Moşeh ben Meymon (Rambam), İslam kaynaklarında Mûsâ b. Meymûn veya kısaca İbn Meymûn diye tanınıyor. Yahudi cemaati kendisine “Reis” diyorlar çünkü Mısır’da kaldığı uzun yıllar içinde Yahudi cemaatinin liderliğini yapmış.

    Onikinci yüzyılın Endülüs’ündeyiz. Kurtuba’nın köklü Yahudi ailelerinden birinin seçkin üyesi, Yahudi şeriat mahkemesi hâkimi Meymûn, genç oğlunun eğitimi için bir yandan Yahudi ilâhiyatı tahsil etmesini isterken diğer yandan Fârâbî, İbn Sînâ, Gazzâlî, İbn Bâcce gibi Müslüman düşünür ve tabiplerin eserlerini okutuyor. Endülüs’ün serbest bilimsel ortamı, bir Yahudi gencine İslâmî kültür içinde formasyon kazandırabiliyor ve bu çocuk sonunda Yahudi milletinin yetiştirdiği en büyük ortaçağ filozofu, Yahudilerin yüz akı oluyor. İslâm felsefe geleneği içinde bir Yahudi filozofu. Zengin bir zihin ve berrak bir akıl.

    Henüz onüç yaşındaydı, İbn Rüşd ile tanışıp fikirlerinden istifade etti. Yahudi ilâhiyatı, tıp ve felsefe üzerine araştırmalara başladı ve oniki yıl disiplinli biçimde çalıştı. Yirmi beş yaşlarındayken Fas’a geçip Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyip İslam fıkhıyla ilgilendi. Bu yüzden onun Müslüman olduğunu zannedenler oldu. Fas’ta ünlü Yahudi din âlimi Yehuda Hekkuhen’den (Rabbi Judah ibn Shoshan) istifade etmekle kalmadı, Müslüman ilim ve fikir adamlarıyla da alakasını sürdürdü. Beş yıllık bu emeklerin sonunda Kudüs’e gittiyse de Haçlılar’ın Müslümanlara ve Yahudilere yaptığı baskıları görüp oradan Mısır’a geçip daha istikrarlı ve daha verimli bir ilim hayatına başladı. Kardeşinin bir deniz kazasında servetiyle birlikte boğulması üzerine ailenin geçimini sağlamak üzere tabiplik yapmaya başladı. Din ilimleri, matematik, astronomi ve felsefe alanlarında sayısız Yahudi öğrencisi vardı. Şöhretini bu öğrenciler sağladı ve dünyanın dört bir yanına yayılıp kitaplarını ve fikirlerini yaydılar.

    İbn Meymun, 1172 yılında Yahudi cemaatinin dinî liderliğine seçildi ve hayatının sonuna kadar tam otuz iki yıl ücretsiz olarak bu görevi sürdürdü. Mısırlı dindaşlarının dinî, ahlâkî ve kültürel bakımdan geliştirilmesi için çalışmalar yaptı, Yahudiler arasında yaygın olan hurafelerle mücadele edip Yahudi teolojisine önemli katkılarda bulundu, iman ve ibadet esaslarını yeniden düzenledi. Öldüğü vakit Yahudi dünyası kadar İslam dünyası da üzüldü, hakkında Yahudiler kadar Müslümanlardan da mersiye yazanlar çıktı. Adının Mûsâ b. Meymûn olması kastedilerek, ‘’Mûsâ’dan Mûsâ’ya kadar Mûsâ’nın dengi başka bir kimse gelmedi’’ sözü darbımesel olarak söylenmeye başlamıştır.

    İbn Meymun, Mişna Tora (Tevrat’tan sonra gelen ikinci kitap) haricindeki bütün kitaplarını -sayıları yirminin üzerindedir- Arapça olarak yazmış, kitaplarının pek çok dile tercümeleri yapılmıştır. O, özgür bilim ortamının adamıdır ve içinde yetiştiği İslâm felsefesi geleneğinden yararlanarak fikirlerini üretmiştir. Yahudiliği ve felsefeyi çok iyi öğrenmiş, bu iki alanın birbiriyle barışık olup olmadığı konusunu kendine mesele edinmiştir. Gazzâlî’den etkilenerek ahlâka ve ahlâk eğitimine büyük önem vermiştir. Aklın, Tanrı’nın zâtını idrak etmeye muktedir olmadığını, ahlâkî fiilin ise insanın gelişimi açısından önemli bulunduğunu söyler. Bir hekim olduğu için ahlâkı tıpla karşılaştırır ve ahlâk denilen şeyin, insanın kötülüğe düşmesini engelleyen koruyucu hekimlik gibi telakki edilmesi gerektiğini söyler. Gazzali’yi iyi incelemiştir ve Fârâbî yahut İbn Rüşd gibi fikren tekâmül etmiş olanların dinle ilgili problemlerini sıradan müminlerin tam olarak idrak edemeyeceğini dillendirir. Ona göre inanan kalpleri ve zihinleri filozofların fikirleriyle bulandırmamalı, imanları iman ve fikir yönünden tehdit etmemelidir. Zaten akıl, biri entelektüellere, diğeri sıradan insanlara mahsus olmak üzere gerçeğe giden iki ayrı yol üzerinde çalışır. Ancak entelektüeller akılla dini barıştırmak zorundadırlar.

    İbn Meymûn, modern Batı felsefesine öncülük eden bir düşünürdür. Fikirleri Leibnitz ve Spinoza’ya kadar pek çok insanı etkilemiştir. Yahudi entelektüel dünyasındaki etkisi ise rakipsiz kabul edilir. Hem kendi döneminden bu zamana kadar en fazla üzerinde konuşulan Yahudi düşünürü, hem de Yahudi şeriatına dair eserlerinin tartışma götürmez otoritesi odur. Bilen bilir, Yahudi inanç sistemi ve şeriatının uygulamalarında son noktayı koyan merci hep o olmuştur. Endülüs’te din ayrımı yapmadan bilimsel imkânları herkese sunan o alimler çağına gıpta ederiz vesselam!..