banner39

banner36

banner48

banner40

banner42

Devletin Malı Denizmiş...Öyle mi?

Devletin Malı Denizmiş...Öyle mi?

Aişe Ayten GÜRSOY

aytenli85@hotmail.com
03 Mart 2013, 17:44

Devletin Malı Denizmiş...Öyle mi?
Hz.Ömer(r.a) evinde çalışmaktadır. Bir sahabe gelir,selam verir; Hz.Ömer selamı almaz. İşini bitirince önünde yanan mumu söndürerek bir başka mum yakar ve selamı alır. Neden böyle yaptığını soran sahabeye de: “Biraz önce devlet işi yapıyordum ve yanan mum da devletin malıydı. Devletin malzemesiyle devletin işini yaparken tamamen şahsımı ilgilendiren selamını alamazdım, kul hakkı mevzubahis olabilirdi.İşim bitince kendi özel mumumu yakarak senin selamını aldım. Ben Allah’tan korkarım..” Ne vicdani bir davranış!
Devlet malına gösterilmesi gereken hassasiyetimiz Hz. Ömer hassasiyeti olmalı. En çok da kamuda çalışan devlet memurlarının bu konuda çok hassas, çok duyarlı ve de çok dikkatli olmaları gerekir. Verilecek en ufak bir tavizin kul hakkına hem de yetmiş milyonun hakkına sebebiyet verebileceği unutulmamalı!
Cenab-ı Hakk’ın: “Ey kulum bana her türlü borçla gel, affederim ama kul hakkıyla sakın huzuruma gelme. Bunu affedemem, hakkını gaspettiğin insanla helallaşman gerek” emr-i ilahisini iyice düşünmeli! Yetmiş milyon kişiyle helalleşmenin imkansızlığının idrakine sahip olmalı!
Ayrıca paramız kazanmak amacıyla gittiğimiz işimizde işimizi düzgün yapmamak, savsaklamak, zamanında yapmamak vs. bunlar kazancımıza gölge düşürür, kazancımızın helal değil haram olmasına sebebiyet verir ve haram para, ne bize ne de ailemize fayda verir tam aksine haram para gönlümüze kasvet, bedenimize hastalık, işlerimize zorluk verir.
Halbuki vatandaşa hizmet yeri olan devlet kurumlarında çalışan memur işini bilirse iki türlü kazanç içerisine girebilir. İşini en güzel şekilde yaparak, babasının hayrına çalışıyor gibi değil” yaptığı işin karşılığını yani parasını aldığını aklından çıkarmadan,” parasını helalinde kazanma çabasına düşerek yaptığı işin, “ibadetlerini yerine getiren bir kul için, ibadet hükmünde olduğunun idrakinde” sevap dolu maddi hizmete dönüştürür.
Ve yine yaptığı işi güler yüzle hizmet verdiği vatandaşın gönlünü kırmadan, sesini yükseltmeden, vatandaşı küçümsemeden gerektiğinde aynı şeyi usanmadan defalarca anlatarak nice “Allah razı olsun” larla manevi hizmet etme fırsatına dönüştürebilir.
Böyle elde edilen kazancın tadına doyum olur mu hiç?
Peki neler kul hakkına sebep olabilir?
Çalışma saatlerine riayet etmeyen işe geç gelip erken çıkmayı alışkanlık haline getiren, çalışma saatlerinde işini aksatarak, vatandaşı bekleterek çalışma arkadaşıyla ya da telefonla konuşarak muhabbetle geçiren, devletin telefonunu kendi özel işi için kullanan, hizmet için kuruma tahsis edilmiş aracı özel işlerinde kullanan, yazışmalarda gerekli dikkati göstermediği için aynı yazıyı defalarca çıkaran, kağıt-kartuş ve zaman israfına sebebiyet veren (sonrada o kağıtları geri dönüşüm kutuları olduğu halde umursamazca çöpe atan), evinde televizyon ışığında oturup da işyerinde ihtiyaç yokken “aman ne de olsa devlet ödüyor” diyerek, lambayı söndürmeyen, evde en düşük derecede ısınmaya çalışıp da işyerinde çok soğuk yada çok sıcak olmadığı halde klimayı kapamayan, gereksiz akan çeşmeyi kapamayan, o sifonu gereğinden fazla dakikalarca açıp tonlarca suyu israf eden vicdanının sesine bir fermuar çekip farkında olarak ya da farkında olmadan hem israfa hem de kul hakkına sebebiyet vermekte ve devlete zarar vermektedir.
Bunu yanında nice hassas gönüller vardır ki devletin birkaç kağıdını kullandığı için kartuşu da hesaba katarak parasıyla deste deste kağıt alan, devlet işlerinde dahi kendi özel telefonunu kullanan, bir kalemi vatandaşa verirken aman beyefendi işiniz bitince lütfen yerine bırakın devlet malıdır diyerek devletin malına sahip çıkan, israf olmuş kağıtların her iki yüzünü de kullandıktan sonra onların yeniden kullanımı için geri dönüşüm kutularına atan ve o minik fidanların kesilmesine engel olmaya çalışan, vatandaşına hizmeti seve seve güler yüzle yapan, işini yaparken biryandan da kendine gösterilen samimiyetle derdini döken vatandaşın derdine kulak veren, elinde geleni yapıp hayır dualarla gönderen ve yaptığı işle Rabbinin rızasını kazanmaya çalışan nice gönüller bilirim! Rabbim sayılarını çoğaltsın.
Devlet memuru olabilmek için nice zor zamanlardan geçildi. Bir atanayım da nasıl çalışırım denilen günler ne de çabuk unutuldu. Ya da özel sektörde on iki saat ayakta çalışan parasını alın teri damlayan kişiler hiç mi tefekkür edilmez oldu. Ne kadar az çalışırsam, ne kadar kaytarırsam o kardır benim için anlayışı, birbirinin kuyusunu kazma hastalığı ne de çabuk istila etti bizleri.
Orhan Veli: “Biz memurlar ya saatin beşini bekleriz, ya ayın on beşini.”derken ne güzel anlatır bizleri. Hep şikayet, hep doyumsuzluk... “Allah devlete zeval vermesin… Bizleri de işimizden gücümüzden ayırmasın.
İşimiz var elhamdülillah, işimizi yapacak gücümüz var elhamdülillah, işimizi gücümüzle helalinden yapma isteği duyan gönlümüz var, kul hakkına, israfa titizlik gösteren vicdanımız var elfü elfi elhamdülillah!..
“Devletin malı deniz, yemeyen keriz; bal tutan parmak yalar” sözlerini gönülden buğzedenlerden olalım İnşaallah.
Hz.Ömer’(r.a)ın: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.” sözünü bir daha hatırlayalım. Mehmet Akif merhum ne güzel özetler sözü;
Sahipsiz vatanın batması haktır
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!
 
Selametle…

Yorum Gönder